Lise yıllarımdan (1974-1980) beri şiir ve şair camiasının içinde sayılırım. Kitaplar, dergiler, seminer, konferans ve söyleşiler, imza günleri, dinletiler, şiir programları vb. İçinde şiir kelimesi bulunan her tür faaliyeti hasbelkader takip etmeye, katılmaya gayret ederek geçti yıllarım. 1997 güzünde ilk şiir kitabım DAĞBAŞI ÇIĞLIĞI yayınlandı. 1980 öncesinin kendine has atmosferini bir yana bırakırsak 1998 yılı Kasımına kadar bu ilgi, irtibat ve meşguliyet sessiz-sedasız, ağır-aksak süre geldi.
1998-2005 yılları arasında bu camia ve atmosferden ayrı ve uzak durdum. Hiç kitap ve dergi almadım. Hiçbir şiir programına, hiçbir şairin toplantısına gitmedim. Bunun bana epeyce şey kaybettirdiğini şimdilerde daha iyi anlıyorsam da, “acaba hiç dönmese miydim?” Diye düşündüğüm de oluyor.
2004 yılının son yarısında, birkaç arkadaşımdan: “şiirlerini internetten okuyoruz. Neden hep eskiler, yeni şiir yazmıyor musun?” Tarzında serzenişler duydum. O günlerde, sık sık internet kullanmaya başlayan biri olarak bu durum tuhafıma gitti ve merakımı celp etti. Araştırıp öğrendim ki; pek görüşmediğimiz bir arkadaş benim adıma, antoloji.com sitesine şiirlerimden bazılarını eklemiş. Hiç tanımadığım bir başkası kitabımda bulunan şiirlerin büyük çoğunluğunu başka bir şiir sitesinde yayınlamış. Sanıyorum her ikisine de teşekkür borçluyum. Hatta tespit edebildiğim kadarıyla internet ortamında benim adımla yayınlanmış ve bana ait olmayan iki tane de şiir var. J Bu süreçte başta antoloji.com sitesinde olmak üzere birçok şair ve şiir severin internet üzerinden birbirleri ile irtibatta olduğunu ve benim de kıyısından bucağından bu işe bulaştığımı fark edince; antoloji.com sitesi ile birlikte birçok şiir-edebiyat sitesine üye oldum ve şiirlerimin sevk ve idaresini elime aldım.(!) Bazı sitelerde, kısa süre sonra üyeliğimi iptal ettiler, birçoğundan da kendi isteğimle ayrıldım.
İnternet dünyasındaki şiir ve şairlerin durumunu bir başka yazıya ve işin ehillerine bırakarak, gerçek (fiili) hayatta izlediğim, katıldığım; dinleyici, izleyici, katılımcı olarak içinde bulunduğum şiir programlarından, şiirle ilgili faaliyetlerden edindiğim izlenimlerden oluşan düşüncelerimi aktarmak durumundayım.
2005 yılından itibaren başta yaşadığım şehir Ankara olmak üzere, memleketin birçok yerinde yapılan şiir toplantıları, dinletiler, imza günleri ve benzerlerine katıldım, katılmaktayım. Aynı yıl içinde birbirinin kopyası onlarca hatta yüzlerce program yapılmaktadır.
Biz şairlerin çoğunluğu enaniyet sahibi, kıskanç, dedikodu ve dirsek temasına meyyal insanlarız. Bu yüzden birçok program gerçek amacının dışında neticelenmektedir. Ekseriyetimiz bu tür programlara sadece şiirimizi okumak ve kendimizi göstermek için katılıyoruz. Şiirimizi okuduktan sonra eğer hemen akabinde yahut en kısa sürede oradan ayrılmıyorsak bile ne şiir dinliyoruz, ne de dağarcığımıza herhangi bir bilgi katıyoruz. Bunun yerine çok güzel dedikodu (şiirle ilgisi olmayan) yapıyor, onu-bunu çekiştiriyoruz. Sözün burasında mürailiğimizi de belirtmek durumundayım. Yapılan programlarda ister sıklıkla, ister zaman zaman bir araya geldiğimiz, karşılaştığımız şair arkadaşlara gülücükler dağıtıyor, hal hatır sorup, övgüler yağdırıyoruz. Fakat daha oradan ayrılmadan yahut programın hemen akabinde aynı insan için atıp-tutuyor, hakaret ve hatta küfür ediyoruz. Bu söylediklerimi genelleştirmek; bütün şairler böyledir demek elbette doğru ve mümkün olmaz. Fakat hemen her programda bunu yapan bir-iki yahut beş-on kişi bulunduğu bir gerçektir.
Şiir programları ve faaliyetleri ile ilgili katılmak, paylaşmak, genelleştirip çoğaltmak yerine “ben de yapayım” sevk-i tabisiyle bencilce bölmek, parçalamak, tekrar etmek durumu var. Öne çıkma, kendini gösterme niyet ve gayretleri ile oluşan bu durum biz şairleri zora sokmakta, bıkkınlık hissi uyandırmakta, monotonlaştırmakta olmakla beraber; “arkadaşımızdır, sevdiğimiz bir insandır hatırı kırılmasın, gönlü kalmasın” gibi düşüncelerle katılmaktan geri durmuyor, katılmadıklarımıza alakası olmayan bahaneler bularak özür beyan ediyoruz. İşin bir başka boyutu ise bazılarımız bu programlara eş-dost görmek, tanıdık arkadaşlarla sohbet etmek öncelikli niyet ve amacı ile katılmaktadır. Ben de bazı programlara bu amaçla katıldığımı itiraf ediyorum.
Bu programların finans ve masraf kısmını değerlendirmeden, şairlerin vermeye ve katılmaya pek yanaşmadığını; bırakın katılım payını, içtiğimiz çayın parasını bile vermek istemediğimizi görüyoruz. Bu cümleden olarak şiir-edebiyat derneklerinin hemen hepsinde aidat sorunu vardır. Yardımcı olmak, katkı sağlamak, işin ucundan tutmak yerine “sen yap, fakat benim istediğim gibi yap” düşüncesinin yaygın olduğunu görmemek mümkün değildir.
Şiir faaliyetlerinden en çok yapılanı dinleti programlarıdır. Katılanların sıra ile sahneye yahut kürsüye çıkarak ya da bulunduğu yerden şiirini okuması ile gerçekleşen bu dinletiler birbirinin tekrarı, hemen hemen kopyasıdır. Genellikle katılımcılar aynı kişilerdir. Şair olmayanların tek-tük bulunduğu bu dinletiler aynı zaman diliminde farklı hatta yan yana mekânlarda yapılmaktadır. Müdavimleri dâhil şairlerin çoğu bu durumdan rahatsız olduğu halde görüş birliğine ve ortak uygulamaya geçilememektedir.
Başta dinletiler olmak üzere şiir programlarında bazı arkadaşlar sözlerine; “ben şair değilim, kendime göre bir şeyler karalıyorum” şeklinde başlamaktadırlar. Hatta bunu alışkanlık haline getirenlerimiz bile var. Tabi ki bu arkadaşlara “Eee o zaman güzel kardeşim! Madem şair değilsin o halde niye bir şiir programında şiir okumaya kalkıyorsun. Üstelik hiçbir dinletiyi kaçırmıyorsun. Söz hakkı verilmediği zaman küsüp darılıyorsun. Hatta ileri geri söyleniyorsun. Şair değilsen karaladıklarını kendi kendine oku, eşine-dostuna göster. Bizim vaktimizi alma” demiyoruz. Muhakkak ki kişinin mütevazı olması çok güzel bir şeydir. Fakat mütevazılığın fazlası ve aynı şeyi alışkanlık edinip, sürekli tekrarlamasının mütevazılıktan olduğu söylenemez. Bir de bunun zıddı gibi görünen bir durum var ki; bazıları okunan hiçbir şiiri beğenmemekte, hepsinde mutlaka bir kusur bulmaya çalışmakta, en azından dudak bükmektedir. Belki iyi şair zor beğenir, amenna! Fakat kendi yazdıklarından başka hiçbir şeyi beğenmemekle iyi şair olunacağını düşünmüyorum.
Bana göre yanlışlık, aksaklık ve eksiklik olarak değerlendirdiğim bu durumların düzeleceğini düşünmemekle birlikte; “İnşallah daha güzel olur” temennisiyle..
Hünkâr DAĞLI

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder